Sadece Ol

Sadece Ol

Eve yeni gelmişim. Dış kapıyı kapatalı bir, bilemedin iki dakika olmuş. Kumaş pantolonum üzerimde, dizleri çıkar filan diye düşünmemiş, yere olduğum gibi çömelivermişim. Televizyon sehpasının biraz önünde, yerde oyuncak arabalarıyla oynayan oğlumun yanına… Hemen öyle, gelişine… Yere serilivermişim.

Mevsim bahar. Tam değilse bile, içiminki bahar… Oğlumun arabalarından birini alıyorum elime. Hemen öyle, gelişine. Başlıyoruz elimizdeki arabaları çarpıştırmaya. Önden denk geliyor bazen darbeler, bazen yandan, bazen takla bile atıyor minik araçlar gözümüzün önünde. Hemen öyle, dönüşüne. Kahkahalar atıyoruz. Sadece araba çarpıştırıyoruz. Kaç saniye, kaç dakika geçiyor ömrümüzden? Kim bilir? Bu, o anın sorusu bile değil!

Oğlum bana bakıyor. Sanki ilk defa göz göze geliyormuşçasına. Beş yaşındaki evladımla sanki ilk-de-fa-göz-gö-ze-ge-li-yo-ruz! İçime iniyor ve içime işliyor o küçük gözlerin büyük bakışları. Gözlerim yaşarıyor. Başlıyor o gün olan bir şeyleri anlatmaya, arkadaşlarından filan bahsediyor. ‘Biliyor musun anne, bugün…’ Sormadan anlatmaz oysa. Sorsak da anlatmaz ya bazen hatta. Damlalar gözlerimden yerçekimine, yere doğru bırakıyorlar kendilerini. Hemen öyle, akışına. ‘Bir şey oluyor şu an ve ben hiçbir şey anlamıyorum’ diyorum zihnimden. Hiç de anlamıyorum sahiden.

Oğlumla bu anımı herhalde yüz kere filan anlatmışımdır. Arkadaşlara, tanıdıklara, akrabalara, hatta bazı eğitimlerde katılımcılara… Kim ne düşündü, ne anladı hiç bilmiyorum. ‘Ne var ki bunda?’ diye düşünenler bile olmuştur, kim bilir? Ne olduğunu aklımla kavrayamadığım bu hatırada sanki çok gizli bir şey vardı; çok basit ve çok güzeldi. Beni çok derinden etkilemişti ve ben zaten kendime anlatıp duruyordum ki hikayemi! Belli mi olur, anlardım bir seferinde belki. Hani öyle, kendiliğinden. Ruhumun evvelden bildiği bu hale, zihnimle isim vermek umuduyla defalarca dinledim kendimden aynı cümleleri. Çok basitti ve çok güzeldi. Peki, şimdi bu neydi?

Bugün biliyorum.

Kendimce biliyorum.

Zihnim, ruhumun evvelden bildiği ve bedenimin bu derin bilmeye eşlik ettiği yerde şimdi.

Beni oğluma anne, onu bana evlat nasip eden ca-nım hayat… Bu ca-nım hayatın bir anında diz dize, yan yana oturan iki can… Camdan süzülüp ışığını, sıcaklığını esirgemeyen ca-nım güneş… Ne yaptıklarına, neden yaptıklarına, nasıl göründüklerine, nerede bulunduklarına aldırmadan dakikalarca araba çarpıştıran bir kadın, bir çocuk… Kahkahalara şahitlik eden, arada bir devrilip düzelen minik, rengarenk arabalar… Bir güneş… Bir dünya… Hiçbir hedef yok, hiçbir ajanda yok, hiçbir plan yok, hiçbir kurgu yok. Gerçek var. Hayat ve biz varız. Sadece biz varız. Sadece ‘ol’ma hali var.

Hiç unutamadığım o gün ve birbirini takip eden o anlarda, ben ve canım oğlum, yaşadığımızın ve birlikte olmamızın tadını çıkardık sadece. Sadece ‘ol’mamızın keyfini yaşadık. Oğlum zaten biliyordu. Ruhum evvelden ezele, biliyordu. Bedenim de biliyordu. Şimdi zihnim de biliyor.

Çok basit ve çok güzel.

Günde birkaç dakika bile olsa… ‘Sadece ol’. Diyorum kendime. Hatırlatıyorum.

Çok sıradan ve çok kıymetli.

Sadece ol.

Ve sadece sevgi ile,

WRITTEN BY:

Her şey değişiyor. Ben de öyle. Ne mutlu... Bu değişim ve dönüşümle birlikte akışta olmak güzel. Bunun keyfine varmak şahane. İyi dediklerinle, kötü dediklerinle, hepsiyle birlikte işte, yaşıyorum demek paha biçilmez. Çok şükür...

LEAVE A COMMENT